Makaleler
HAYATI ÖĞRENMEK

Aslında biz hayatı öğrenmedik galiba.. Bize, bizden öncekilerin tanımladığı hayatı öğrettiler... Sırf oğlum bu paradigma içinde yok olmasın diye adını "Erkin" koydum. Adını taşısın, koşullara bağlı kalmaksızın kendi doğrularına koşsun, özgür olsun diye... Şimdi de rolleri değiştirmenin keyfini yaşıyorum; o bana öğretiyor daha doğrusu bana unutturulanları hatırlatıyor, bense karşılığında onu sadece yumurup seviyor, temizleyip doyuruyorum…

Biz, hayatı öğrenmeyi "savunma mekanizması geliştirmek" gibi de algıladık. Bunun üzerinde çok düşündüm... Savunma mekanizmaları hayatın idamesi için olmazsa olmazlardan oluşuyor tabi ki. Ama hayat bununla sınırlı olmamalı sanki. Hayat döngüsü içerisinde mutlaka vakit ayırıp varoluş sebebimiz üzerinde de düşünebilmeliyiz ki hayatın gerçek ve biricik nedenini daha iyi anlayabilelim...Ben anladım mı peki?.... tam olarak değil... Ama azimliyim… bulacağım elbet... Sonsuza kadar saklanamaz nasılsa...

Konunun farklı bir diğer boyutu da şu;  bizler hayatı değil, sosyal normlara uyum sağlamayı öğreniyoruz. Üstelik bunu da hayatı öğrenmenin ta kendisi sanıyoruz. Yani büyük bir yanılgı içindeyiz. Paradigmalarla öyle bir boğuluyoruz ki, hayatı öğrenmeye vaktimiz kalmıyor. Bu konu üzerinde çok düşünmek lazım. Zaten dünya böyle bir döneme girdi sanki. İnsanlar, inanılmaz bir arayış içerisinde. Adeta küresel bir uyanma hâli yaşanıyor. Herkes çılgınlar gibi bir takım felsefi gruplara üye olup; kafa yormaya başladı, değişik inanç sistemleri her yerden mantar gibi biter oldu, davranış bilimleri bazlı eğitim sistemleri patlama yaşıyor. Yani insanlar şu sıralar "gerçek hayat" ve "insan" olgusu ile ilgili farkındalık yaşama eğiliminde.

Eskiden hint fakiri, hippi ya da uçuk diye tabir ettiğimiz insanlar guru kabul edilir oldular. Dünya nimetlerinden, bağlı oldukları toplumlardan ve bu toplumların kurallarından koparak içine dönen hatta Tibet’de yaşamaya karar veren insanların yazdığı kitaplar yok satmaya başladı. Hepimiz "bir çift yürek"i okuyup, çöl ortamında iptidai bir yaşam süren aborijinlere ve tam bir doğa dostu olan kızılderili kültürüne hayranlık duymaya başladık. Uzun lâfın kısası "uyandık!"

Kendi adıma bu uyanıştan büyük memnuniyet duymaktayım. Çünkü ben "hayat" diye bize yutturulmaya çalışılan hapları almaktan uzun süre önce vazgeçtim. Dünya çok zor bir dönemden geçiyor bu bir gerçek. İnsanlık olarak savaş, terör, küresel ısınma, doğal afetler ve açlık gibi bir takım zorlu sınavlardan geçiyoruz. Ama şu da bir gerçek ki; insanların silkelenip atılım yapmaları ve gelişmeleri için zorlayıcı bir takım sebepler olması gerekiyor. Çünkü rahatı yerinde ve huzurlu olan insan otomatik olarak atalete esir düşüyor. Kendini geliştirmek ya da değiştirmek gereği duymuyor, istemiyor da... Tanrı gelişmemizi istiyor olmalı ki, tüm bu olumsuzluklar sanki bir anda patlayıverdi. Bizim de bu çağrıya kulak vermemiz gerek sanırım...

Yalnız bu noktada çok ciddi bir tehlike de söz konusu. Amaç toplumdan kopmak olmamalı. Eskilerin tabiri ile kantarın topuzunu kaçırmamalı. Aksi taktirde, ciddi bir kaos yaşanması söz konusu olabilir. İnsanlık olarak, birbirimize ihtiyacımız var. Bu anlamda, sihirli iki sözcükten bahsetmekte fayda var galiba: “Uyum ve ahenk”…

Bu zorlu sınavda hepimize kolay gelsin. Çünkü bu sınavı geçemezsek, her şeyden önce, kendimize, yani gerçek “ben”e  “merhaba” diyemeyeceğiz..
 
Ayça Mumkule Erşipal
ΔNΔHTΔR Eğitim ve Yönetim Danışmanlığı
Eğitim ve Planlama Yöneticisi

Share

 
Anasayfa | Biz Kimiz | Hizmetlerimiz | Referanslarımız | İletişim
Copyright © 2009 Anahtar Eğitim Designed By 2025 Arena