Makaleler
MOBBING VE KİŞİSEL FARKINDALIK

Yapılan araştırmalar, Mobbing'in, Akdeniz ülkeleri ve dolayısıyla Türkiye'de görece daha fazla saptandığını gösteriyor. Bununla birlikte, Türk insanı mobbing'e karşı diğer Avrupa ülkelerinden daha dirençli gibi görünüyor. Çünkü, mobbing pek çok kurumun kültürü hâline gelmiş durumda. Dolayısıyla Türk iş dünyasının büyük bölümü, mobbing'i iş yaşamının bir parçası olarak algılıyor. Ancak kişisel farkındalığı yüksek, iyi eğitimli ve zeki çalışanlar (ki mobbing'e daha ziyade bu grup maruz kalır) sistemli bir biçimde gelişen bu tazizlerden ciddi yara alıyorlar. İlk bakışta, kişisel farkındalık gibi önemli bir yetkinliğin bu anlamda dezavantaj yarattığını düşünmek mümkün. Ancak şu hususa çok dikkat etmek gerekiyor; kişisel farkındalık, sadece değerlerimizin farkında olmak değil, benliğimizi kahramanca savunabilme yetkinliğini de kazanmak anlamında önem kazanıyor.

Türkiye'de Mobbing konusunda açılmış ve sonuçlanmış davaları incelediğimde, tacize maruz kalan kişilerin yasal haklarını savunmak konusunda ciddi çabalar içinde olduklarını fakat bu tacizin onlara yaşattığı psikosomatik rahatsızlıkların sonuçlarına yönelik herhangi bir çalışma yapmadıklarını fark ettim. Mağdurlar, taciz sonrasında kaybettiklerini ve akıbetlerini hakimlerin iki dudağı arasına teslim etmiş durumdalar. Bu tür davalar, kazanılması hâlinde mağdura maddi bir takım kazançlar sağlıyor bu doğru. Peki ya zedelenen öz-benlik ve bu zedelenme sonucunda oluşan psikolojik ve fiziksel hasarlar ne olacak?

Bu konuyu çok düşündüm. Bu konuda ne tür çözümler geliştirilebileceği üzerinde çalışırken, sevgili hocam Pınar Tınaz'dan çokça esinlendiğimi söyleyebilirim. Pınar hoca'nın rehberliğinde, kurumların mobbing'i önleyecek bir kültürü nasıl geliştirebileceklerine ilişkin sonsuz çareler ürettim. Bu konuda birbirinden farklı pek çok çözüm üretmek gerekiyordu. Çünkü, her kurumun kendine özgü bir karakteri vardı. Kendine özgü bu karakter çatısı altında ise, yine birbirinden farklı pek çok çalışan hizmet veriyordu. İşte tam da bu safhada anladım ki; kurumlar tam bir “mobbing-savar” olarak çalışsalar bile, esas önemli olan bireysel

bir takım çözümler üretmekti. Bunun en büyük sebebi ise, her bireyin direnç düzeyinin birbirinden farklı olmasıydı.

Bu konuda çokça çalıştıktan sonra gördüm ki; mobbing'in yarattığı psikolojik ve fiziksel hasarları tamir etmek mümkün ama gerçekten çok güç. Bu durumda yapılabilecek tek bir şey var: 

"Bizi kendimizden uzaklaştıracak, hedeflerimizden saptıracak, kendi kendimizi tanımlamaktan alıkoyacak, öz değerlendirme sürecinde bizi yanıltacak ve güçlü yönlerimizden ziyade zayıf yönlerimize odaklanmamıza yol açacak her tür tehlikeye karşı sağlam bir kalkan oluşturmak"

Bunu nasıl mı yapacağız? İşte bu gerçekten çok zor bir soru. Çünkü her bireyin "kendine uygun" teknikler geliştirmesi gerekiyor. Öz benliğe saldırı sürecinde geliştireceğimiz teknik, akşam gidilecek bir baloda giymek üzere alınan emanet bir elbise gibi olamıyor. Emanet elbise bize çok yakışabilir ama bize ait değildir. O elbise, daha önce başka biri tarafından ayna karşısında denenmiş ve bedeli ödenerek sahip olunmuş bir elbisedir. Dolayısıyla ertesi gün onu tekrar giyemezsiniz. Tanrı'nın insanlığa verdiği en büyük armağanlardan biri olan farklılığımız nedeniyle, kendimize has bir kalkanımızın olması gerekiyor. Çünkü mobbing gerçekten çok zorlayıcı bir süreç ve bu konuda asgari müştereklerimiz yok. Dolayısıyla, her birey biricikliğinin farkına varmalı ve spesifik bir teknik öğrenmek yerine, kendi tekniğini nasıl oluşturabileceği üzerinde çalışmalıdır. Bu bir metodolojidir, hayatı kolaylaştırır ve bireyi her anlamda sağlıklı kılar. 

 
Kişisel farkındalık, mobbing süreci ile başa çıkma sırasında kullanılabilecek tek ve en etkili silahtır.

Şiddetsiz ve sevgi dolu bir yıl dileklerimle,

Ayça Mumkule Erşipal
Anahtar Eğitim ve Yönetim Danışmanlığı
Eğitim ve Planlama Direktörü

Share

 
Anasayfa | Biz Kimiz | Hizmetlerimiz | Referanslarımız | İletişim
Copyright © 2009 Anahtar Eğitim Designed By 2025 Arena