Makaleler
DUYGUSAL ZEKA (EQ) KOÇUNUN NOT DEFTERİ, NOT 3: Hırsız var! Televizyon Odağımızı Çalıyor

Rahmetli babaannemin zaman zaman tekrarladığı bir hikâye vardı. Bu hikâyeyi çocukluğundan nine olduğu zamanlara kadar taşımıştı.  Belli ki çok etkilendiği bir hikâyeydi bu. Çünkü neredeyse her televizyon seyredişimizde bu hikâyeyi tekrarlardı. Görünen o ki; bilge bir ihtiyar daha o zamanlarda bu küçük zihinleri uyarmıştı.

Hikâyeye göre, içinden ışıklar ve sesler çıkan bir kutu, insanları etkisi altına alıyor. Dünyanın taaaa en ucunda olup bitenleri göstermekle kalmıyor, insanların hislerine ve düşüncelerine de tesir ediyor. Bu büyülü kutu sayesinde, seyahat etmeye, gidip bizzat görmeye, işitmeye gerek kalmıyor. Çünkü bu kutunun içinde her şey var. İnsanlar toplu halde bu kutunun etrafına oturup, büyülü kutunun anlattıklarından ve gösterdiklerinden nasipleniyorlar.

Bir süre önce, Ümit Şimşek’in Sade Hayat adlı kitabını edindim ve gördüm ki; bizim Tarsus’lu ihtiyar bilge yalnız değilmiş. Kitabın “Hükmedici Makine” başlıklı kısmında Freud’un öğrencisi Viktor Tausk’un 1919 yılında yayınladığı bir makaleye değinilmiş. Tausk, bu makalede şizofrenide karşılaşılan “hükmedici makine” vakalarına dikkat çekmiş. Tausk’un konuştuğu hastalar, siyah bir kutudan çıkan iki boyutlu resimlerden bahsediyorlarmış. Makinenin, bu resimler ve esrarengiz ışınlar aracılığıyla, hedefteki beyinlere birtakım yabancı düşünceler ve duygular aşıladığını, sonunda da insanların, bu makineden gelen bilgileri, hem gerçek hayattan hem de kendi gözlem ve bilgilerinden ayırt edemez hâle geldiğini anlatıyorlarmış. Ümit Şimşek, televizyonun icadından yıllar önce yayınlanan bu makaleden beni çok eğlendiren (hatta kahkahalar atmama sebep olan) aşağıdaki ihtimalleri çıkarmış:

a- Şizofrenler ileri görüşlü insanlardır
b- Televizyon bir şizofren tarafından icat edilmiştir
c- Hepimiz şizofreniz
d- Psikiyatri, normal davranışları şizofreni olarak adlandırmakla hata ediyor
e- Hiçbiri
f- Hepsi

Biliyorum; konu oldukça derin. Sahne ve plan değişikliklerinin sebep olduğu aşırı yüklenme, hayal ile gerçeği ayırt etmek üzere programlanmamış beyinlerimizdeki gerçeklik algısının çarpılması, subliminal mesajlar aracılığı ile bilinç altımıza ekilenler ve daha niceleri.. Ama ben en çok duygusal sakatlanmalarımız ile ilgileniyorum. Hedeflerimizi, standartlarımızı, normal insan tanımlarımızı, etiketlerimizi, beğenilerimizi bizim yerimize belirleyen bir büyülü kutu, hepimizin evinin en baş köşesinde…

Biz, kendi efendisine para ödeyerek sahip olan köleler gibiyiz!

Mutluluk fabrika ayarlarında iken, kontrol edilen zihnimizle mutsuzluk yaratıyoruz. Takım tutar gibi fikir tutuyoruz. Bu fikirleri tutarken, televizyonun bize dikte ettikleri referansımız oluyor. Görmeyen gördürülen, işitmeyen işittirilen, okumayan biat eden bir toplum olduk.

Atın şunu çöpe demiyorum elbette.. Ama seçin diyorum. Özgürlük diyorum, iyi hissetmek diyorum, sadelik diyorum ve ekliyorum: sadelik yoksunluk değil, kendi duygusal kaderini kendin çizmek demektir.

Ayça Mumkule, Haziran'16

Share

 
Anasayfa | Biz Kimiz | Hizmetlerimiz | Referanslarımız | İletişim
Copyright © 2009 Anahtar Eğitim Designed By 2025 Arena